ELMALI ZİYARETİMİZ ve ARKADAŞLIK Türbe Ziyaretleri

ELMALI ZİYARETİMİZ ve ARKADAŞLIK Türbe Ziyareti ilk son haber

25

ELMALI ZİYARETİMİZ ve ARKADAŞLIK

Dün, Mustafa Adıgüzel arkadaşım ve eşlerimiz ile birlikte Elmalı’da yaşayan arkadaşımız Ayhan Zorlu arkadaşımızın ziyaretine gittik. Elmalı’ya öğleye yakın vardık ve kısa bir hoşbeşten sonra Cuma namazı için evden çıktık.

Arkadaşımız bizi Sinân-ı Ümmî cami’sine götürdü. Cami biraz yüksekçe bir yerde. Antalya’da sıcaklık 50-54 derece iken, biz klima çalışmayan, sadece pencereleri açık olan camide, Allah’a şükür terlemeden bir namaz kıldık. Elmalı’nın bütün camilerinin durumu bizim gittiğimiz cami gibi miydi onu bilemiyorum.

Ben namazdan arkadaşlardan biraz erken çıktım ve caminin mihrap tarafında, bu camiye ismini veren Sinân-ı Ümmî hazretlerinin türbesini ziyaret ettim ve çıkarken de aklıma bir hikaye geldi.

Talebeleri, müridleri olan âlim bir zat ile ticaret ile uğraşan bir başka kişi, yolculukları sırasında, dağ başında mola verdikleri bir pınarın başında buluşurlar, tanışırlar. Yeme içme ve dinlenme faslından sonra namaz vakti gelir.

Âlim zât arkadaşına;

“Hadi bir ezan oku da namaz cemaatle namaz kılalım, belki etraftan da duyup gelen olur” der.

Arkadaşı; “kim gelecek bu dağ başında” dese de gider ezanı okur. Ezan biterken bir kişi daha çıkar gelir. Meğer o arkadaş da koyunlarını otlatan bir çoban imiş. Çoban hemen abdest alır, cemaat olup namazı eda ederler.

Namazdan sonra çobanın da katılması ile üç arkadaş bir süre daha sohbet ettikten sonra yola çıkma vakti gelir. Âlim zat der ki;
“Arkadaşlar kimin duasının kabul olacağı ve ne zaman kubul olacağı belli olmaz, gelin her birimiz ayrı ayrı dua edelim, diğerleri de âmin desin” der, diğerleri de kabul eder.
Önce Âlim olan zât ellerini açar ve;

“Allah’ım, bana ilim irfan verdin, sana şükürler olsun, ben de, bana verdiğin bu bilgileri başkalarına aktarmak istiyorum, bana, bu pınar başı gibi yüksekçe bir yerde bir medrese ver de bu arzumu gerçekleştireyim” der ve diğerleri de “âmin” der.

Ticaret ile uğraşan şahıs da;
“Allah’ım, yıllardır kervanlar vasıtası ile ticaret yaparım, çoluk çocuğumdan uzak kalırım, bana biraz daha mal mülk ver de, ailem ile daha fazla birlikte olayım” der ve diğerleri de “âmin” der.

Sıra çobanımıza gelir, o da ellerini açar ve;
“Allah’ım beni sâlih kullarından eyle, râzı olduğun kulların zümresine dahil eyle” der, arkadaşları da “âmin” derler ve vedalaşıp ayrılırlar.

Yıllar sonra, âlim zâtın tam da istediği gibi bir medresesi ve talebeleri olmuştur ve ticaret ile uğraşan şahıs ile bir kasabada karşılaşırlar. Hoşbeşten sonra âlim zât diğerine sorar,
“işlerin nasıl, nasıl gidiyor?”, arkadaşı;
“hocam sizden ayrıldıktan sonra işlerim bir açıldı bir açıldı ki sorma der, şimdi kervanlarım var oturduğum yerden onları idare ediyorum” der.

Bizim hoca kendi durumunu da, duaların kabul olduğunu da anlayınca;

“bizim çoban yaşadı” der. Çünkü en güzel duayı o yapmıştır.(“Çoban düdüğü çaldı” diyenlerde vardır.)

Bunu neden anlattım? Kendime pay çıkaracağım da onun için. Ben yıllardır, namazların arkasından veya başka ortamlarda yaptığım dualarda;
“Allah’ım bana her şeyin hayırlısını ver” diye dua ederim. Türbeden dua edip çıkınca da, içimden, “Rabbim, bana arkadaşın da hayırlısını vermiş, dolayısıyla da dualarımı kabul etmiş” dedim ve mutlu oldum.
Hepinizce mâlûmdur, arkadaş insanı rezilde eder, vezir de.

Az önce türbe ziyaretinden bahsettim ve Elmalı’dan döndükten sonra arkadaşlar ile Vâhib-i Ümmi hazretlerinin türbesinin önünde çekilmiş bir fotoğraf paylaştım.

“Türbe ziyareti” lafı bazı insanları rahatsız ediyor, bunu biliyorum.
Biz türbeye çaput bağlamaya veya oradan yatan zâttan bir şeyler istemeye gitmedik.
Ben kendi adıma konuşayım, 1 Fatiha, 3 ihlas okudum, orada yatanlara bağışladım ve çıktım.

Sinân-ı Ümmi ve Vâhib-i Ümmi hazretleri ikisi de 1500-1600’lü yıllarda yaşamış ve din hizmetinde bulunmuş insanlar.
Allah onlardan razı olsun. Önemli olan şeyhlerin sapıklık içinde olmaması, bizim de Allah’tan başka kimseden yardım beklememiz.
Sadece, “türbelerde yatan sâlih zâtlar yüzü suyu hürmetine şu duamı kabul et” diyebiliriz, ama onun da şartları var.
Önce kendimiz, Allah’ın emir ve yasaklarına uyan bir kul olmalıyız, isteğimiz ile ilgili elimizden geleni her şeyi yapıp, Allah’ın yardımını ondan sonra talep etmeliyiz.
Yattığın yerden ev, araba, mal mülk iste, öğrenci isen çalışmadan en iyi üniversiteyi iste, birileri sıcakta soğukta çalışıp ter döksün para kazansın, birileri sabahlara kadar ders çalışsın, kafa patlatsın, birileri de türbeye çaput bağlayarak, türbedeki yatırdan yardım isteyerek bu işi halletsin, yok öyle yağma. Önce emek, sonra yemek.

Her devirde, her meslekten sapık insanlar çıktığı gibi, şeyhlerinde sapıtanları veya bu makamı ticari faaliyetleri için kullananları çıkmıştır ama bunu geneli için kullanmak yanlıştır.
Hoca Ahmet Yesevî hazretleri 1100’lü yıllarda, “Ahir zaman şeyhleri” adlı şiirinde;

Durmaz keramet satar
Ahir zaman şeyhleri
Her gün battıkça batar,
Ahir zaman şeyhleri

Farzı geriye atar,
Nafile oruç tutar,
Dini paraya satar,
Ahir zaman şeyhleri

Beline kuşak bağlar,
Sözleri yürek dağlar
Para toplarken ağlar,
Ahir zaman şeyhleri

Ağlaması göz boyar,
Her gün ayağı kayar,
Kendini adam sayar,
Ahir zaman şeyhleri

Başına sarık sarar,
Kendine mürit arar,
İlmi yok neye yarar,
Ahir zaman şeyhleri

Dünyaya kucak açar,
Zoru görünce kaçar,
Her yere küfür saçar,
Ahir zaman şeyhleri

Şeyhlik ulu bir iştir,
Hakka doğru gidiştir
Yaklaşılmaz ateştir,
Ahir zaman şeyhleri

Salih şeyhler nerdedir,
Kötüler her yerdedir,
Hak yoluna perdedir,
Ahir zaman şeyhleri.

diyerek, iyi ve kötü şeyhlerin niteliklerini bize yaklaşık 1000 yıl önce anlatmıştır.
Çok sevdiğinizi bildiğim, Hacı Bektaş-ı Veli bir tarikat şeyhidir, Yunus Emre, Şeyh Taptuk Emre’nin talebesidir, Mevlâna, Hacı Bayram Velî, Muhammed Üftâde Hz.leri, Aziz Mahmut Hüdâyi gibi hak dostları, hep aynı yoldan yetişmiş ve talebe yetiştirmiş insanlardır.
Hak dostlarını ziyaret etmede bir sakınca yoktur, hatta faydalıdır. Laf uzadı biliyorum ama yarım bırakmak da doğru değildir, kusura bakmayın, durumu idare edin artık.

Sevgili arkadaşlar;

Bizler belli bir yaşa geldik, iyi arkadaşlarımızda, kötü arkadaşlarımızda, iyi akrabalarımızda, zor durumda olduğumuzu görünce uzaklaşan akrabalarımız da oldu. Yaşadığımız bu olumsuzlukları gıybet konusu olarak değil de, faydalanılması gereken tecrübe olarak çocuklarımıza torunlarımıza anlatalım ki onlar daha tedbirli davransın, üzülmesinler.
Dostluğun, arkadaşlığın önemini, iyi arkadaşın niteliklerini anlatalım ki kendilerini üzmeyecek arkadaşlar edinsinler.

Rabbim, hepinize, çocuklarınıza ve torunlarınıza hayırlı arkadaşlar nasip etsin.

Allah’a emanet olun.

Yunus Ulusoy

YORUM

Please enter your comment!
Please enter your name here